El-Muiz Caddesi Gezi Rehberi: Kahire'nin Tarihi Hazinelerini Keşfedin
El-Muiz Caddesi Gezi Rehberi: Kahire'nin Tarihi Hazinelerini Keşfedin
El-Muiz Caddesi'nin Tarihi ve Kültürel Önemi
El-Muiz Caddesi’nin tarihi, adını aldığı Fatımi Halifesi Muiz-Lidinillah dönemine (341-365 Hicri / 953-975 Miladi) kadar uzanır. Mısır’ı 358-365 Hicri (969-975 Miladi) yılları arasında yöneten Muiz-Lidinillah, Mısır’daki ilk Fatımi halifesiydi. Günümüzde dünyanın en büyük açık hava İslam eserleri müzelerinden biri olarak kabul edilen cadde, eşsiz tarihi ve kültürel değeri sayesinde 1979 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan Tarihi Kahire bölgesinin önemli bir parçasıdır. Caddenin adı, tarih boyunca farklı dönemlerde değişmiş ve 1937 yılından itibaren Kahire’nin kurucusu olarak kabul edilen Muiz-Lidinillah’ın anısına El-Muiz Caddesi olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Cadde, Eski Kahire’nin tarihi surları üzerinde yer alan iki önemli kapı arasında uzanır: kuzeyde Babülfutuh, güneyde ise Bab Züveyle. Güzergâhı boyunca Emir el-Cüyüş Caddesi, Derbül Asfar, Burcuvan Sokağı, Han el-Halili ve Guriye gibi tarihi sokak ve çarşıların yanından geçer. Bu güzergâh, ziyaretçilere Kahire’nin geçmişini keşfetme ve şehrin tarihî dokusunu yakından tanıma fırsatı sunar.
El-Muiz Caddesi, Kahire’nin farklı dönemlerine ışık tutan 29 tarihi esere ev sahipliği yapar. Bu yapılar, Mısır’da 10. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar uzanan İslam tarihinin ve mimarisinin izlerini taşır. Fatımi döneminden (969-1171) Kavalalı Mehmed Ali Paşa Hanedanı dönemine (1805-1953) kadar uzanan bu miras; dini yapılar, konutlar, ticari binalar ve savunma yapıları gibi farklı mimari türleri kapsar.
Günümüzde cadde boyunca sıralanan geleneksel çarşılar ve el sanatları dükkânları, tarihi atmosferi daha da zenginleştirir. El-Muiz Caddesi, görkemli mimarisi, asırlık yapıları ve canlı çarşı kültürüyle Kahire’nin İslam mirasını keşfetmek isteyen ziyaretçiler için benzersiz bir gezi rotasıdır.
El-Muiz Caddesi'nin Mimari Özellikleri
El-Muiz Caddesi’nin mimari kimliği, Fatımi döneminin ötesine uzanır. Eyyubiler, Memlükler ve Osmanlılar döneminde inşa edilen medreseler, sebiller, türbeler ve diğer yapılar, caddenin tarihî dokusunu zenginleştirmiştir. Özellikle Memlük dönemine ait anıtsal yapılar ile Osmanlı dönemi eserleri, farklı mimari üslupların bir arada görülebildiği eşsiz bir kültürel miras oluşturur.
El-Muiz Caddesi, İslam dünyasının en önemli açık hava tarihî miras alanlarından biri olarak kabul edilir. Fatımi, Eyyubi, Memlük ve Osmanlı dönemlerinden günümüze ulaşan eserleriyle İslam mimarisinin yüzyıllar içindeki gelişimini gözler önüne serer.
Uzunlamasına şehir planı: Kuzeyde Bâbülfütuh’tan güneyde Bâb Züveyle’ye kadar uzanan cadde, tarihî Kahire’nin ana eksenini oluşturur. Çevresindeki sokaklar ve dar geçitler, geleneksel şehir dokusunu tamamlar.
Fatımi mimarisi: Bâbülfütuh gibi görkemli şehir kapıları askerî mimariyi, El-Akmer Camii ise taş işçiliğini ve ince süsleme sanatını yansıtır.
Eyyubi mimarisi: Bu dönemde medreselerin yapımına önem verilmiş, dinî eğitim kurumları şehir mimarisinin önemli bir parçası hâline gelmiştir.
Memlük mimarisi: Caddenin en dikkat çekici mimari örnekleri arasında yer alan Sultan Kalavun Külliyesi; cami, medrese, hastane ve türbeyi bir araya getirir. İşlemeli ahşap tavanlar, mermer mihraplar, renkli camlı pencereler ve zarif minareler bu dönemin belirgin özelliklerindendir.
Osmanlı mimarisi: Sebiller ve geleneksel konutlar ön plana çıkar. Abdurrahman Kethüda Sebili, halka yönelik su hizmetlerini; Şeyh Süheymi Evi ise ahşap müşerrebiyeleri, avlusu ve geleneksel yaşam alanlarıyla Osmanlı dönemi sivil mimarisini temsil eder.
El-Muiz Caddesi'nin Tarihi ve Toplumsal Rolü
El-Muiz Caddesi, tarih boyunca yalnızca bir ulaşım güzergâhı değil, aynı zamanda Kahire’nin ticari, kültürel ve toplumsal yaşamının önemli merkezlerinden biri olmuştur. Kuyumcular, baharat tüccarları, dokumacılar ve ahşap ustaları gibi pek çok zanaatkâr ve tüccar, cadde üzerindeki çarşılarda ve atölyelerde faaliyet göstermiştir. Bu ticari hareketlilik, çevredeki sokaklara da yansımış; bazı sokaklar günümüze kadar burada yapılan mesleklerin adlarını korumuştur.
Cadde, ekonomik yaşamın yanı sıra siyasi ve törensel etkinliklerde de önemli bir rol üstlenmiştir. Sarayları, camileri ve tören alanlarını birbirine bağlayan bu güzergâh, resmî geçitlere, kutlamalara ve çeşitli toplumsal etkinliklere sahne olmuştur. Böylece El-Muiz Caddesi, yüzyıllar boyunca ticaretin, zanaatların ve şehir kültürünün iç içe geçtiği, Kahire’nin tarihî kimliğini şekillendiren önemli bir merkez hâline gelmiştir.
El-Muiz Caddesi'ndeki Tarihi Eserler:
* Salih Necmettin Eyyub Medresesi ve Türbesi
Salih Necmeddin Eyyub Medresesi ve Türbesi, Eyyubiler döneminden günümüze ulaşan en önemli mimari eserlerden biridir. Kahire’nin tarihi merkezinde, El-Muiz Lidinillah Caddesi’nin Beyne’l-Kasreyn olarak bilinen bölümünde yer alan yapı, Sultan el-Melik es-Salih Necmeddin Eyyub tarafından 641 Hicri / 1243 yılında inşa edilmeye başlanmıştır. Salihiye Medresesi olarak da bilinen bu yapı, Mısır’da Sünni İslam’ın dört fıkıh mezhebinin öğretimi için inşa edilen ilk medrese olma özelliğini taşır. Fatımiler döneminde öğretilen Şii mezhebinin aksine, burada Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli mezhepleri okutulmuş ve her mezhep için medrese içerisinde ayrı bir bölüm tahsis edilmiştir.
Medresenin en dikkat çekici özellikleri arasında, özgün sanatsal süslemelerini büyük ölçüde koruyan ana cephesi ve giriş kapısının üzerinde yükselen zarif minaresi yer alır. Günümüzde yapının yalnızca batı eyvanı, yani Maliki mezhebine ayrılmış bölüm, ayakta kalmıştır.
Medreseye bitişik olan türbe ise 647 Hicri / 1249 yılında, Sultan es-Salih Necmeddin Eyyub’un eşi Şecerüddür tarafından yaptırılmıştır. Sultan, Mansura’da Haçlılarla yapılan savaşlar sırasında hayatını kaybetmiş ve türbenin inşası tamamlanana kadar Ravda Kalesi’ne defnedilmiştir. Türbenin tamamlanmasının ardından naaşı, 648 Hicri / 1250 yılında buraya nakledilmiştir.
El-Muiz Caddesi’ne bakan tek ana cephesi üzerinde bir giriş kapısı bulunan türbenin kapısının üstünde, Sultan es-Salih’in ölüm tarihine ilişkin kitabeler yer alır. Türbenin içindeki ahşap sanduka ise çevresini kuşatan yazı süslemeleriyle Eyyubi dönemi ahşap işçiliğinin özgün ve değerli örneklerinden birini oluşturur.
*Abdurrahman Kethüda Sebili ve Küttabı
Abdurrahman Kethüda Sebili ve Küttabı, Kahire’nin tarihi El-Muiz Caddesi ile Timbekşiye Caddesi’nin kesiştiği noktada yer alan önemli Osmanlı dönemi eserlerinden biridir. 1157 Hicri / 1744 yılında, Osmanlı döneminde Mısır ordusunun önde gelen isimlerinden biri olan Emir Abdurrahman Kethüda el-Kazdağlı tarafından yaptırılmıştır. Kahire’de çok sayıda mimari yapının inşasına katkıda bulunan Abdurrahman Kethüda’nın bu eseri, dönemin mimari ve sanatsal anlayışını yansıtır.
Sebilin ana girişi, yapının kıble yönündeki cephesinin solunda, Timbekşiye Caddesi’ne açılır. Giriş kapısının üzerinde şiir dizeleri, eseri yaptıran kişinin adı ve ebced hesabıyla belirtilen inşa tarihi yer alır. Ayrıca kemer kavsinin altındaki küçük bir başlık bölümünde, Ashab-ı Kehf’in isimlerinin yazılı olduğu dairesel bir süsleme bulunur.
Sebil, dikdörtgen planlı bir su dağıtım odasından oluşur. Üç cephesinin her birinde bakır parmaklıklı birer pencere bulunur. Pencerelerin önündeki dış mermer levhalar, yoldan geçenlere su ikram etmek amacıyla kullanılan içme taslarının yerleştirilmesi için tasarlanmıştır.
Sebilin iç duvarları, Osmanlı sanatına özgü bitkisel motiflerle süslenmiş çini karolarla kaplıdır. Bu süslemeler arasında Mekke’deki Mescid-i Haram’ın tasviri ve çeşitli dini yazıtlar dikkat çeker. Yazıtlar arasında “Zekeriyya onun bulunduğu mihraba her girişinde…” anlamına gelen ayet ifadesi ile “Ey kapıları açan Allah’ım, bize hayırlı kapıları aç” duası da yer alır.
Sebilin üst katında bulunan küttap ise Müslüman yetim çocuklara Kur’an-ı Kerim ve hadis öğretmek amacıyla kullanılmıştır. Su dağıtımını ve dini eğitimi bir araya getiren bu yapı, Osmanlı döneminde Kahire’nin sosyal yardım ve mimari kültürünü yansıtan önemli eserlerden biridir.
* Sultan el-Zahir Berkuk Medresesi ve Hankâhı
Sultan el-Zahir Berkuk Medresesi ve Hankâhı, Sultan Berkuk tarafından 786-788 Hicri / 1384-1386 yılları arasında El-Muiz Caddesi’nde yaptırılmış önemli bir Memlük dönemi eseridir. Dört Sünni fıkıh mezhebinin öğretildiği bir medrese, cami ve Sufilerin ibadet ve eğitimine ayrılmış bir hankâh olarak kullanılan yapı, aynı zamanda türbeleriyle de dikkat çeker.
Üzeri açık bir avlunun çevresinde dört eyvan bulunan yapının en büyüğü, mermer mihrabı ve ahşap minberiyle öne çıkan kıble eyvanıdır. Mermer kaplamaları, etkileyici tavan süslemeleri, Kur’an ayetleri ve yapım tarihini içeren kitabeleriyle bu eser, Memlük mimarisinin seçkin örneklerinden biridir.
* Babü’n-Nasr Kapısı
Babü’n-Nasr, Kahire’nin kuzey surları üzerinde yer alan ve Cemaliye Caddesi’ne açılan tarihi kapılardan biridir. Fatımi Halifesi el-Müstansır-Billah döneminde, veziri Bedr el-Cemali tarafından 480 Hicri / 1087 yılında, Fatımi Kahiresi’ni savunmak amacıyla inşa edilmiştir. Önceki kapıların aksine tuğla yerine taştan yapılan yapı, sağlam mimarisiyle dikkat çeker.
Kapının üzerindeki Kûfi hatla yazılmış kitabede “Babü’l-İzz” adı yer alsa da yapı, günümüze kadar Babü’n-Nasr adıyla anılmaya devam etmiştir. Kare planlı iki burcuyla öne çıkan kapının taşlarına kalkan ve kılıç gibi savaş araçlarının kabartmaları işlenmiştir. Bu motifler, şehrin korunmasını ve savunma gücünü simgeler.
* Babü’l-Fütuh Kapısı
Babü’l-Fütuh, İslam dünyasında Haçlı Seferleri öncesine ait nadir askeri mimari örneklerinden biridir. Kahire’nin tarihi El-Muiz Caddesi’nin başlangıcında yer alan kapı, Fatımi Halifesi el-Müstansır-Billah döneminde, veziri Bedr el-Cemali tarafından 480 Hicri / 1087 yılında şehri savunmak ve korumak amacıyla inşa edilmiştir.
Kapının kuruluş kitabesinde “Babü’l-İkbal” adı geçse de orduların fetih seferlerine buradan çıkması nedeniyle yapı, günümüze kadar Babü’l-Fütuh adıyla anılmıştır.
Yarım daire biçimindeki iki burcu ve iç içe geçmiş baklava motifleriyle süslenmiş kemeri, kapının mimari özellikleri arasında öne çıkar. Ayrıca iki burcu birbirine bağlayan geçidin zeminindeki açıklıklar, saldırı sırasında düşmanların üzerine kaynar yağ dökmek amacıyla tasarlanmıştır. Bu savunma özellikleri, kapının Fatımi dönemindeki askeri mimari açısından önemini ortaya koyar.
*Hâkim Biemrillah Camii
Hâkim Biemrillah Camii, Mısır’da günümüze ulaşan en eski büyük camilerden biri ve yüzölçümü bakımından Kahire’nin en büyük camilerinden biridir. Fatımi Halifesi Aziz-Billah’ın emriyle 380 Hicri / 990 yılında inşasına başlanmış, halifenin vefatının ardından oğlu Hâkim Biemrillah tarafından 403 Hicri / 1013 yılında tamamlanmıştır.
Cami, tarihi El-Muiz Caddesi’nin kuzey ucunda, Cemaliye semtinde ve Babü’l-Fütuh Kapısı’nın yanında yer alır. İnşa edildiği dönemde eski Kahire surlarının dışında kalan yapı, Bedr el-Cemali’nin 480 Hicri / 1087 yılında şehri genişletmesi ve yeni surları inşa etmesiyle kent sınırları içine dahil edilmiştir.
Batı cephesindeki çıkıntılı ana girişi, Mısır mimarisindeki en eski örneklerden biri olarak kabul edilir. Fatımiler bu mimari anlayışı Tunus’taki Mehdiye Camii’nden almıştır. Cami, geçmişte Ezher Camii gibi Şii mezhebinin öğretildiği önemli bir dini ve eğitim merkezi olarak hizmet vermiştir.
Dikdörtgen planlı caminin ortasında açık bir avlu bulunur ve avlunun çevresi dört revakla çevrilidir. Cephede yükselen iki minaresi, yapının dikkat çekici mimari unsurları arasındadır. Tarih boyunca birçok kez restore edilen cami, farklı dönemlerde çeşitli amaçlarla da kullanılmıştır.
Fransız Seferi sırasında askerlerin karargâhı olarak kullanılan caminin minareleri gözetleme kulesine dönüştürülmüştür. Ayrıca kıble revakı, Kahire’deki ilk İslam müzesi olarak kabul edilen ve Dârü’l-Âsârü’l-Arabiyye adıyla bilinen müzeye ev sahipliği yapmıştır.
*El-Akmer Camii
El-Akmer Camii, Kahire’nin tarihi El-Muiz Caddesi üzerinde yer alır. Fatımi Halifesi Âmir bi-Ahkâmillah’ın emriyle 519 Hicri / 1125 yılında inşa edilmiş, yapımını vezir Me’mun el-Bataihi üstlenmiştir. Cami, 799 Hicri / 1397 yılında Sultan Berkuk döneminde Emir Yelboğa es-Salimi tarafından restore edilmiştir.
Caminin ana cephesi, Mısır’da günümüze ulaşan en eski taş cephe örneklerinden biridir. Işınsal kemerlerle süslenmiş nişleri, Şii gelenekle ilişkili “Muhammed” ve “Ali” isimlerinin tekrarlandığı yazıtları ve Kûfi hatla işlenmiş Kur’an ayetleriyle dikkat çeker. Yapının mimari açıdan en önemli özelliklerinden biri, dış cephesinin sokağın doğrultusuna, iç mekânın ise kıble yönüne uygun biçimde tasarlanmış olmasıdır.
Caminin ortasında üzeri açık bir avlu bulunur. Avluyu, sığ kubbelerle örtülü dört revak çevreler. Bunların en büyüğü kıble revakıdır. Kıble duvarının ortasında yer alan mihrabın üzerinde, Emir Yelboğa es-Salimi tarafından gerçekleştirilen yenilemeleri belgeleyen bir kitabe bulunur.
El-Akmer Camii’nin cephesi, 20. yüzyılda inşa edilen Kıpti Müzesi’nin tasarımına da ilham vermiştir. Müzenin cephesinde İslami yazıtların yerine Hristiyanlıkla ilişkili ifadeler ve haç motifleri kullanılmıştır.
*Şeyh Süheymi Evi
Şeyh Süheymi Evi, Kahire’nin Cemaliye semtinde, El-Muiz Caddesi üzerindeki Derb el-Asfar Sokağı’nda yer alır ve Kahire’nin en güzel geleneksel evlerinden biri olarak kabul edilir. Evin ilk bölümü, Şeyh Abdülvehhab et-Tablavi tarafından 1058 Hicri / 1648 yılında yaptırılmıştır. İkinci bölüm ise Hacı İsmail Çelebi tarafından 1211 Hicri / 1796 yılında inşa ettirilmiş ve ilk bölüme eklenerek tek bir yapı hâline getirilmiştir.
Ev, son sahibi olan ve Osmanlı döneminde Ezher’in önde gelen âlimlerinden biri olarak Türkler Revakı’nın şeyhliğini yapan Şeyh es-Süheymi’nin adıyla tanınmıştır. 1349 Hicri / 1931 yılında Süheymi ailesinin mirasçıları, evi altı bin Mısır lirası karşılığında Arap Anıtlarını Koruma Komitesi’ne satmıştır.
Şeyh Süheymi Evi, geniş bir avluya ve güzel bir bahçeye açılan çeşitli yapılardan oluşur. Ahşap kafes işçiliğiyle süslenmiş göz alıcı müşerrebiyeleri, büyük bir eyvanı ve dönemin yaşam tarzını yansıtan özgün mobilyalarla döşenmiş kabul salonları, evin dikkat çeken özellikleri arasındadır.
Evde doğum koltuğu, hamam ve su ihtiyacını karşılamak amacıyla açılmış birkaç kuyu bulunur. Ayrıca bahçeyi sulamak için kullanılan bir su dolabı da vardır; bu düzeneğin ahşap çarkı günümüze kadar ulaşmıştır. Evde, bir öküzün gücüyle çalıştırılan tahıl değirmeninin yanı sıra tahılları saklamak için kullanılan çeşitli toprak ve taş kaplar da sergilenmektedir.
*Bâb Züveyle Kapısı
Bâb Züveyle, Fatımi döneminde Kahire’yi çevreleyen surların güney kapılarından biridir. Fatımi Halifesi Müstansır-Billâh döneminde, vezir Bedr el-Cemâlî tarafından 485 Hicri / 1092 yılında inşa edilmiştir. Kuzeydeki Bâbünnasr ve Bâbülfütuh kapılarından yaklaşık beş yıl sonra yapılan bu kapı, söz konusu üç yapı ile birlikte Fatımi döneminde Mısır’da gelişen askerî mimarinin günümüze ulaşan en önemli örnekleri arasında yer alır.
Yaklaşık 4,82 metre genişliğindeki kapının girişini, iki yanında yükselen yuvarlak kuleler çevreler. Yaklaşık üç yüzyıl sonra Memlük Sultanı el-Müeyyed Şeyh, kapının yanındaki camisini inşa ettirirken bu kulelerin temellerinden yararlanarak 818-824 Hicri / 1415-1421 yılları arasında iki minare yaptırmıştır.
Kapının adı, Fatımi ordusunun komutanı Cevher es-Sıkıllî ile birlikte Kuzey Afrika’dan Mısır’a gelen ve kapının yakınlarına yerleşen Züveyle kabilesinden gelmektedir. Kapı, ayrıca Bâb el-Mütevellî adıyla da bilinir. Bu adın, geçmişte vergi ve mali işlerden sorumlu görevlinin burada oturarak vergileri toplamasından kaynaklandığı düşünülmektedir.
Kapının önündeki meydan, tarih boyunca törenlere, kutlamalara, ticari faaliyetlere ve önemli tarihî olaylara sahne olmuştur. Bunların en dikkat çekicilerinden biri, Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim’in 923 Hicri / 1517 yılında Memlüklerin son sultanı Tomanbay’ı burada idam ettirmesidir. Bu olay, Mısır’daki Memlük Devleti’nin sona ermesinin simgesi hâline gelmiştir.
Bâb Züveyle’de ilk restorasyon çalışmaları, 1990’lı yıllarda Arap Anıtlarını Koruma Komitesi tarafından gerçekleştirilmiştir. Daha sonra Yüksek Eski Eserler Konseyi ile Mısır’daki Amerikan Araştırma Merkezi’nin iş birliğiyle yürütülen kapsamlı restorasyon projesi sayesinde kapı yeniden eski ihtişamına kavuşmuştur. 1998-2003 yılları arasında beş yıl süren bu çalışmalar, yapının tarihî ve mimari özelliklerinin korunmasına önemli katkı sağlamıştır.
*Sultan İnal Hamamı
Sultan İnal Hamamı, Memlük Sultanı el-Melik el-Eşref Ebû Nasr Seyfeddin İnal tarafından 861 Hicri / 1456 yılında yaptırılmıştır. Memlük döneminde halkın ihtiyaçlarını karşılamak ve sosyal hizmetler sunmak amacıyla inşa edilen yapılardan biridir.
Hamam, geleneksel İslam hamamlarının mimari planına uygun olarak tasarlanmıştır. Girişi, doğrudan iç mekânı göstermeyen kıvrımlı bir koridora açılır. Bu koridor, ziyaretçilerin soyunarak yıkanmaya hazırlandığı soğuk bölüme ulaşır. Burada oturmak için banklar ve kişisel eşyaların saklanabileceği dolaplar bulunur.
Soğuk bölümün ardından, dinlenmek ve içeceklerini tüketmek isteyenlerin kullandığı ılık bölüme geçilir. Son aşamada ise sıcak su havuzunun bulunduğu sıcak bölüme, yani “ılıklık ve sıcaklık düzeninin son noktası olan yıkanma bölümüne” ulaşılır. Hamamdan çıkarken de aynı bölümler ters sırayla geçilir. Böylece vücudun sıcaklık değişimlerine kademeli olarak uyum sağlaması amaçlanır.
Müslüman mimarlar, sıcak havanın dolaşımını korumak amacıyla soğuk ve sıcak bölümlerde basık kubbeler kullanmıştır. Kubbelere yerleştirilen renkli cam açıklıklar ise iç mekânın doğal ışıkla aydınlanmasını sağlar.
Hamamın su ihtiyacı, bir su dolabına bağlı kuyudan karşılanır. Su, dolap yardımıyla hamamın arkasındaki ocak bölümüne taşınır. Burada yakıt olarak çeşitli atıklar kullanılarak büyük bir kazandaki su ısıtılır. Isıtılan su, pişmiş toprak borular ve metal musluklardan oluşan bir sistem aracılığıyla hamamın farklı bölümlerine dağıtılır. Bu düzenek, Memlük döneminde su tesisatı ve ısıtma sistemlerinin ne kadar gelişmiş olduğunu gösteren önemli bir örnektir.
*Sultan Kalavun Külliyesi
El-Muiz Caddesi üzerinde bulunan Kalavun Külliyesi, Memlük Sultanı el-Mansur Seyfeddin Kalavun tarafından 683-684 Hicri / 1283-1284 yıllarında yaptırılmıştır. Bahrî Memlük döneminin en güzel mimari eserlerinden biri olan külliye; ibadet için bir cami, eğitim amacıyla bir medrese, türbe olarak kullanılan bir kubbe ve hastane işlevi gören bimaristandan oluşur.
Külliyenin girişleri, gümüş ve altın kullanılarak yapılan süslemeleriyle dikkat çeker. Bitkisel, hayvansal ve geometrik motiflerle bezeli bu ayrıntılı işçilik, yapıyı Kahire’nin en önemli İslamî eserleri arasına taşımıştır.
Özellikle sinir ve ruh hastalıklarının tedavisi amacıyla kurulan bimaristan, dönemin sağlık anlayışını yansıtan önemli bir kurumdur. Günümüzde ise göz ve diş hastalıklarına yönelik hizmet veren bir hastane olarak kullanılmaktadır.
El-Muiz Caddesi'nde Gece Hayatı ve Tarihi Atmosfer
Tarihî Kahire’nin kalbinde yer alan El-Muiz Caddesi, gece saatlerinde bambaşka bir güzelliğe bürünür. Sıcak tonlardaki aydınlatmalarla ışıldayan tarihî yapılar, camiler ve Memlük döneminden kalma medreseler, ziyaretçileri geçmişin büyüleyici atmosferine davet eder. Tarihî dokusuyla öne çıkan cadde, akşam yürüyüşleri yapmak ve etkileyici fotoğraflar çekmek isteyenler için eşsiz bir ortam sunar.
Güneşin batmasıyla birlikte cadde, tarihî yapıların ışıklandırıldığı ve kültürel yaşamın hareketlendiği açık hava müzesine dönüşür. Geleneksel Doğu müzikleri, dinî ezgiler, tanura dansı gösterileri ve geleneksel kukla performansları bu atmosfere renk katar.
Sultan el-Guri Külliyesi gibi tarihî mekânlarda zaman zaman sanatsal ve kültürel etkinlikler, dinî konserler ve tasavvuf müziği gösterileri düzenlenir.
Cadde çevresindeki tarihî çarşılar ve geleneksel dükkânlarda hediyelik eşyalar, antikalar, parfümler, baharatlar ve el yapımı ürünler bulabilirsiniz.
El-Muiz Caddesi ve Çevresindeki Ünlü Kafeler ve Restoranlar
Abu Al-Arabi Kafe: Cadde üzerindeki popüler mekânlardan biri olan bu kafe, geleneksel Mısır atmosferi ve farklı oturma alanlarıyla öne çıkar. Ailelere uygun ortamının yanı sıra çocuklara yönelik eğlenceli gösteriler, akrobasi performansları ve tanura dansı sunumlarıyla da dikkat çeker. Daha sakin bir üst katı ve akşamları vakit geçirmek için kullanılan bir terası da bulunur.
El-Fişavi Kahvesi: Yakındaki Han el-Halili Çarşısı’nda bulunan bu tarihî kahve, geleneksel Mısır kahvehane kültürünü deneyimlemek ve geçmişin izlerini taşıyan bir ortamda dinlenmek isteyenler için ideal duraklardan biridir.
Diğer restoran ve kafeler: Bab el-Futuh yakınlarındaki El-Han Restoranı, ızgara çeşitleri ve geleneksel Doğu mutfağıyla öne çıkar. Cadde boyunca uzanan kafe ve restoranlarda ise naneli çay, sıcak içecekler ve geleneksel Mısır tatlılarının tadını çıkarabilirsiniz.
El-Muiz Caddesi'nin Tarihi ve Kültürel Önemi
El-Muiz Caddesi’nin tarihi, adını aldığı Fatımi Halifesi Muiz-Lidinillah dönemine (341-365 Hicri / 953-975 Miladi) kadar uzanır. Mısır’ı 358-365 Hicri (969-975 Miladi) yılları arasında yöneten Muiz-Lidinillah, Mısır’daki ilk Fatımi halifesiydi. Günümüzde dünyanın en büyük açık hava İslam eserleri müzelerinden biri olarak kabul edilen cadde, eşsiz tarihi ve kültürel değeri sayesinde 1979 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan Tarihi Kahire bölgesinin önemli bir parçasıdır. Caddenin adı, tarih boyunca farklı dönemlerde değişmiş ve 1937 yılından itibaren Kahire’nin kurucusu olarak kabul edilen Muiz-Lidinillah’ın anısına El-Muiz Caddesi olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Cadde, Eski Kahire’nin tarihi surları üzerinde yer alan iki önemli kapı arasında uzanır: kuzeyde Babülfutuh, güneyde ise Bab Züveyle. Güzergâhı boyunca Emir el-Cüyüş Caddesi, Derbül Asfar, Burcuvan Sokağı, Han el-Halili ve Guriye gibi tarihi sokak ve çarşıların yanından geçer. Bu güzergâh, ziyaretçilere Kahire’nin geçmişini keşfetme ve şehrin tarihî dokusunu yakından tanıma fırsatı sunar.
El-Muiz Caddesi, Kahire’nin farklı dönemlerine ışık tutan 29 tarihi esere ev sahipliği yapar. Bu yapılar, Mısır’da 10. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar uzanan İslam tarihinin ve mimarisinin izlerini taşır. Fatımi döneminden (969-1171) Kavalalı Mehmed Ali Paşa Hanedanı dönemine (1805-1953) kadar uzanan bu miras; dini yapılar, konutlar, ticari binalar ve savunma yapıları gibi farklı mimari türleri kapsar.
Günümüzde cadde boyunca sıralanan geleneksel çarşılar ve el sanatları dükkânları, tarihi atmosferi daha da zenginleştirir. El-Muiz Caddesi, görkemli mimarisi, asırlık yapıları ve canlı çarşı kültürüyle Kahire’nin İslam mirasını keşfetmek isteyen ziyaretçiler için benzersiz bir gezi rotasıdır.
El-Muiz Caddesi'nin Mimari Özellikleri
El-Muiz Caddesi’nin mimari kimliği, Fatımi döneminin ötesine uzanır. Eyyubiler, Memlükler ve Osmanlılar döneminde inşa edilen medreseler, sebiller, türbeler ve diğer yapılar, caddenin tarihî dokusunu zenginleştirmiştir. Özellikle Memlük dönemine ait anıtsal yapılar ile Osmanlı dönemi eserleri, farklı mimari üslupların bir arada görülebildiği eşsiz bir kültürel miras oluşturur.
El-Muiz Caddesi, İslam dünyasının en önemli açık hava tarihî miras alanlarından biri olarak kabul edilir. Fatımi, Eyyubi, Memlük ve Osmanlı dönemlerinden günümüze ulaşan eserleriyle İslam mimarisinin yüzyıllar içindeki gelişimini gözler önüne serer.
Uzunlamasına şehir planı: Kuzeyde Bâbülfütuh’tan güneyde Bâb Züveyle’ye kadar uzanan cadde, tarihî Kahire’nin ana eksenini oluşturur. Çevresindeki sokaklar ve dar geçitler, geleneksel şehir dokusunu tamamlar.
Fatımi mimarisi: Bâbülfütuh gibi görkemli şehir kapıları askerî mimariyi, El-Akmer Camii ise taş işçiliğini ve ince süsleme sanatını yansıtır.
Eyyubi mimarisi: Bu dönemde medreselerin yapımına önem verilmiş, dinî eğitim kurumları şehir mimarisinin önemli bir parçası hâline gelmiştir.
Memlük mimarisi: Caddenin en dikkat çekici mimari örnekleri arasında yer alan Sultan Kalavun Külliyesi; cami, medrese, hastane ve türbeyi bir araya getirir. İşlemeli ahşap tavanlar, mermer mihraplar, renkli camlı pencereler ve zarif minareler bu dönemin belirgin özelliklerindendir.
Osmanlı mimarisi: Sebiller ve geleneksel konutlar ön plana çıkar. Abdurrahman Kethüda Sebili, halka yönelik su hizmetlerini; Şeyh Süheymi Evi ise ahşap müşerrebiyeleri, avlusu ve geleneksel yaşam alanlarıyla Osmanlı dönemi sivil mimarisini temsil eder.
El-Muiz Caddesi'nin Tarihi ve Toplumsal Rolü
El-Muiz Caddesi, tarih boyunca yalnızca bir ulaşım güzergâhı değil, aynı zamanda Kahire’nin ticari, kültürel ve toplumsal yaşamının önemli merkezlerinden biri olmuştur. Kuyumcular, baharat tüccarları, dokumacılar ve ahşap ustaları gibi pek çok zanaatkâr ve tüccar, cadde üzerindeki çarşılarda ve atölyelerde faaliyet göstermiştir. Bu ticari hareketlilik, çevredeki sokaklara da yansımış; bazı sokaklar günümüze kadar burada yapılan mesleklerin adlarını korumuştur.
Cadde, ekonomik yaşamın yanı sıra siyasi ve törensel etkinliklerde de önemli bir rol üstlenmiştir. Sarayları, camileri ve tören alanlarını birbirine bağlayan bu güzergâh, resmî geçitlere, kutlamalara ve çeşitli toplumsal etkinliklere sahne olmuştur. Böylece El-Muiz Caddesi, yüzyıllar boyunca ticaretin, zanaatların ve şehir kültürünün iç içe geçtiği, Kahire’nin tarihî kimliğini şekillendiren önemli bir merkez hâline gelmiştir.
El-Muiz Caddesi'ndeki Tarihi Eserler
* Salih Necmettin Eyyub Medresesi ve Türbesi
Salih Necmeddin Eyyub Medresesi ve Türbesi, Eyyubiler döneminden günümüze ulaşan en önemli mimari eserlerden biridir. Kahire’nin tarihi merkezinde, El-Muiz Lidinillah Caddesi’nin Beyne’l-Kasreyn olarak bilinen bölümünde yer alan yapı, Sultan el-Melik es-Salih Necmeddin Eyyub tarafından 641 Hicri / 1243 yılında inşa edilmeye başlanmıştır. Salihiye Medresesi olarak da bilinen bu yapı, Mısır’da Sünni İslam’ın dört fıkıh mezhebinin öğretimi için inşa edilen ilk medrese olma özelliğini taşır. Fatımiler döneminde öğretilen Şii mezhebinin aksine, burada Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli mezhepleri okutulmuş ve her mezhep için medrese içerisinde ayrı bir bölüm tahsis edilmiştir.
Medresenin en dikkat çekici özellikleri arasında, özgün sanatsal süslemelerini büyük ölçüde koruyan ana cephesi ve giriş kapısının üzerinde yükselen zarif minaresi yer alır. Günümüzde yapının yalnızca batı eyvanı, yani Maliki mezhebine ayrılmış bölüm, ayakta kalmıştır.
Medreseye bitişik olan türbe ise 647 Hicri / 1249 yılında, Sultan es-Salih Necmeddin Eyyub’un eşi Şecerüddür tarafından yaptırılmıştır. Sultan, Mansura’da Haçlılarla yapılan savaşlar sırasında hayatını kaybetmiş ve türbenin inşası tamamlanana kadar Ravda Kalesi’ne defnedilmiştir. Türbenin tamamlanmasının ardından naaşı, 648 Hicri / 1250 yılında buraya nakledilmiştir.
El-Muiz Caddesi’ne bakan tek ana cephesi üzerinde bir giriş kapısı bulunan türbenin kapısının üstünde, Sultan es-Salih’in ölüm tarihine ilişkin kitabeler yer alır. Türbenin içindeki ahşap sanduka ise çevresini kuşatan yazı süslemeleriyle Eyyubi dönemi ahşap işçiliğinin özgün ve değerli örneklerinden birini oluşturur.
Abdurrahman Kethüda Sebili ve Küttabı
Abdurrahman Kethüda Sebili ve Küttabı, Kahire’nin tarihi El-Muiz Caddesi ile Timbekşiye Caddesi’nin kesiştiği noktada yer alan önemli Osmanlı dönemi eserlerinden biridir. 1157 Hicri / 1744 yılında, Osmanlı döneminde Mısır ordusunun önde gelen isimlerinden biri olan Emir Abdurrahman Kethüda el-Kazdağlı tarafından yaptırılmıştır. Kahire’de çok sayıda mimari yapının inşasına katkıda bulunan Abdurrahman Kethüda’nın bu eseri, dönemin mimari ve sanatsal anlayışını yansıtır.
Sebilin ana girişi, yapının kıble yönündeki cephesinin solunda, Timbekşiye Caddesi’ne açılır. Giriş kapısının üzerinde şiir dizeleri, eseri yaptıran kişinin adı ve ebced hesabıyla belirtilen inşa tarihi yer alır. Ayrıca kemer kavsinin altındaki küçük bir başlık bölümünde, Ashab-ı Kehf’in isimlerinin yazılı olduğu dairesel bir süsleme bulunur.
Sebil, dikdörtgen planlı bir su dağıtım odasından oluşur. Üç cephesinin her birinde bakır parmaklıklı birer pencere bulunur. Pencerelerin önündeki dış mermer levhalar, yoldan geçenlere su ikram etmek amacıyla kullanılan içme taslarının yerleştirilmesi için tasarlanmıştır.
Sebilin iç duvarları, Osmanlı sanatına özgü bitkisel motiflerle süslenmiş çini karolarla kaplıdır. Bu süslemeler arasında Mekke’deki Mescid-i Haram’ın tasviri ve çeşitli dini yazıtlar dikkat çeker. Yazıtlar arasında “Zekeriyya onun bulunduğu mihraba her girişinde…” anlamına gelen ayet ifadesi ile “Ey kapıları açan Allah’ım, bize hayırlı kapıları aç” duası da yer alır.
Sebilin üst katında bulunan küttap ise Müslüman yetim çocuklara Kur’an-ı Kerim ve hadis öğretmek amacıyla kullanılmıştır. Su dağıtımını ve dini eğitimi bir araya getiren bu yapı, Osmanlı döneminde Kahire’nin sosyal yardım ve mimari kültürünü yansıtan önemli eserlerden biridir.
* Sultan el-Zahir Berkuk Medresesi ve Hankâhı
Sultan el-Zahir Berkuk Medresesi ve Hankâhı, Sultan Berkuk tarafından 786-788 Hicri / 1384-1386 yılları arasında El-Muiz Caddesi’nde yaptırılmış önemli bir Memlük dönemi eseridir. Dört Sünni fıkıh mezhebinin öğretildiği bir medrese, cami ve Sufilerin ibadet ve eğitimine ayrılmış bir hankâh olarak kullanılan yapı, aynı zamanda türbeleriyle de dikkat çeker.
Üzeri açık bir avlunun çevresinde dört eyvan bulunan yapının en büyüğü, mermer mihrabı ve ahşap minberiyle öne çıkan kıble eyvanıdır. Mermer kaplamaları, etkileyici tavan süslemeleri, Kur’an ayetleri ve yapım tarihini içeren kitabeleriyle bu eser, Memlük mimarisinin seçkin örneklerinden biridir.
* Babü’n-Nasr Kapısı
Babü’n-Nasr, Kahire’nin kuzey surları üzerinde yer alan ve Cemaliye Caddesi’ne açılan tarihi kapılardan biridir. Fatımi Halifesi el-Müstansır-Billah döneminde, veziri Bedr el-Cemali tarafından 480 Hicri / 1087 yılında, Fatımi Kahiresi’ni savunmak amacıyla inşa edilmiştir. Önceki kapıların aksine tuğla yerine taştan yapılan yapı, sağlam mimarisiyle dikkat çeker.
Kapının üzerindeki Kûfi hatla yazılmış kitabede “Babü’l-İzz” adı yer alsa da yapı, günümüze kadar Babü’n-Nasr adıyla anılmaya devam etmiştir. Kare planlı iki burcuyla öne çıkan kapının taşlarına kalkan ve kılıç gibi savaş araçlarının kabartmaları işlenmiştir. Bu motifler, şehrin korunmasını ve savunma gücünü simgeler.
* Babü’l-Fütuh Kapısı
Babü’l-Fütuh, İslam dünyasında Haçlı Seferleri öncesine ait nadir askeri mimari örneklerinden biridir. Kahire’nin tarihi El-Muiz Caddesi’nin başlangıcında yer alan kapı, Fatımi Halifesi el-Müstansır-Billah döneminde, veziri Bedr el-Cemali tarafından 480 Hicri / 1087 yılında şehri savunmak ve korumak amacıyla inşa edilmiştir.
Kapının kuruluş kitabesinde “Babü’l-İkbal” adı geçse de orduların fetih seferlerine buradan çıkması nedeniyle yapı, günümüze kadar Babü’l-Fütuh adıyla anılmıştır.
Yarım daire biçimindeki iki burcu ve iç içe geçmiş baklava motifleriyle süslenmiş kemeri, kapının mimari özellikleri arasında öne çıkar. Ayrıca iki burcu birbirine bağlayan geçidin zeminindeki açıklıklar, saldırı sırasında düşmanların üzerine kaynar yağ dökmek amacıyla tasarlanmıştır. Bu savunma özellikleri, kapının Fatımi dönemindeki askeri mimari açısından önemini ortaya koyar.
*Hâkim Biemrillah Camii
Hâkim Biemrillah Camii, Mısır’da günümüze ulaşan en eski büyük camilerden biri ve yüzölçümü bakımından Kahire’nin en büyük camilerinden biridir. Fatımi Halifesi Aziz-Billah’ın emriyle 380 Hicri / 990 yılında inşasına başlanmış, halifenin vefatının ardından oğlu Hâkim Biemrillah tarafından 403 Hicri / 1013 yılında tamamlanmıştır.
Cami, tarihi El-Muiz Caddesi’nin kuzey ucunda, Cemaliye semtinde ve Babü’l-Fütuh Kapısı’nın yanında yer alır. İnşa edildiği dönemde eski Kahire surlarının dışında kalan yapı, Bedr el-Cemali’nin 480 Hicri / 1087 yılında şehri genişletmesi ve yeni surları inşa etmesiyle kent sınırları içine dahil edilmiştir.
Batı cephesindeki çıkıntılı ana girişi, Mısır mimarisindeki en eski örneklerden biri olarak kabul edilir. Fatımiler bu mimari anlayışı Tunus’taki Mehdiye Camii’nden almıştır. Cami, geçmişte Ezher Camii gibi Şii mezhebinin öğretildiği önemli bir dini ve eğitim merkezi olarak hizmet vermiştir.
Dikdörtgen planlı caminin ortasında açık bir avlu bulunur ve avlunun çevresi dört revakla çevrilidir. Cephede yükselen iki minaresi, yapının dikkat çekici mimari unsurları arasındadır. Tarih boyunca birçok kez restore edilen cami, farklı dönemlerde çeşitli amaçlarla da kullanılmıştır.
Fransız Seferi sırasında askerlerin karargâhı olarak kullanılan caminin minareleri gözetleme kulesine dönüştürülmüştür. Ayrıca kıble revakı, Kahire’deki ilk İslam müzesi olarak kabul edilen ve Dârü’l-Âsârü’l-Arabiyye adıyla bilinen müzeye ev sahipliği yapmıştır.
*El-Akmer Camii
El-Akmer Camii, Kahire’nin tarihi El-Muiz Caddesi üzerinde yer alır. Fatımi Halifesi Âmir bi-Ahkâmillah’ın emriyle 519 Hicri / 1125 yılında inşa edilmiş, yapımını vezir Me’mun el-Bataihi üstlenmiştir. Cami, 799 Hicri / 1397 yılında Sultan Berkuk döneminde Emir Yelboğa es-Salimi tarafından restore edilmiştir.
Caminin ana cephesi, Mısır’da günümüze ulaşan en eski taş cephe örneklerinden biridir. Işınsal kemerlerle süslenmiş nişleri, Şii gelenekle ilişkili “Muhammed” ve “Ali” isimlerinin tekrarlandığı yazıtları ve Kûfi hatla işlenmiş Kur’an ayetleriyle dikkat çeker. Yapının mimari açıdan en önemli özelliklerinden biri, dış cephesinin sokağın doğrultusuna, iç mekânın ise kıble yönüne uygun biçimde tasarlanmış olmasıdır.
Caminin ortasında üzeri açık bir avlu bulunur. Avluyu, sığ kubbelerle örtülü dört revak çevreler. Bunların en büyüğü kıble revakıdır. Kıble duvarının ortasında yer alan mihrabın üzerinde, Emir Yelboğa es-Salimi tarafından gerçekleştirilen yenilemeleri belgeleyen bir kitabe bulunur.
El-Akmer Camii’nin cephesi, 20. yüzyılda inşa edilen Kıpti Müzesi’nin tasarımına da ilham vermiştir. Müzenin cephesinde İslami yazıtların yerine Hristiyanlıkla ilişkili ifadeler ve haç motifleri kullanılmıştır.
*Şeyh Süheymi Evi
Şeyh Süheymi Evi, Kahire’nin Cemaliye semtinde, El-Muiz Caddesi üzerindeki Derb el-Asfar Sokağı’nda yer alır ve Kahire’nin en güzel geleneksel evlerinden biri olarak kabul edilir. Evin ilk bölümü, Şeyh Abdülvehhab et-Tablavi tarafından 1058 Hicri / 1648 yılında yaptırılmıştır. İkinci bölüm ise Hacı İsmail Çelebi tarafından 1211 Hicri / 1796 yılında inşa ettirilmiş ve ilk bölüme eklenerek tek bir yapı hâline getirilmiştir.
Ev, son sahibi olan ve Osmanlı döneminde Ezher’in önde gelen âlimlerinden biri olarak Türkler Revakı’nın şeyhliğini yapan Şeyh es-Süheymi’nin adıyla tanınmıştır. 1349 Hicri / 1931 yılında Süheymi ailesinin mirasçıları, evi altı bin Mısır lirası karşılığında Arap Anıtlarını Koruma Komitesi’ne satmıştır.
Şeyh Süheymi Evi, geniş bir avluya ve güzel bir bahçeye açılan çeşitli yapılardan oluşur. Ahşap kafes işçiliğiyle süslenmiş göz alıcı müşerrebiyeleri, büyük bir eyvanı ve dönemin yaşam tarzını yansıtan özgün mobilyalarla döşenmiş kabul salonları, evin dikkat çeken özellikleri arasındadır.
Evde doğum koltuğu, hamam ve su ihtiyacını karşılamak amacıyla açılmış birkaç kuyu bulunur. Ayrıca bahçeyi sulamak için kullanılan bir su dolabı da vardır; bu düzeneğin ahşap çarkı günümüze kadar ulaşmıştır. Evde, bir öküzün gücüyle çalıştırılan tahıl değirmeninin yanı sıra tahılları saklamak için kullanılan çeşitli toprak ve taş kaplar da sergilenmektedir.
*Bâb Züveyle Kapısı
Bâb Züveyle, Fatımi döneminde Kahire’yi çevreleyen surların güney kapılarından biridir. Fatımi Halifesi Müstansır-Billâh döneminde, vezir Bedr el-Cemâlî tarafından 485 Hicri / 1092 yılında inşa edilmiştir. Kuzeydeki Bâbünnasr ve Bâbülfütuh kapılarından yaklaşık beş yıl sonra yapılan bu kapı, söz konusu üç yapı ile birlikte Fatımi döneminde Mısır’da gelişen askerî mimarinin günümüze ulaşan en önemli örnekleri arasında yer alır.
Yaklaşık 4,82 metre genişliğindeki kapının girişini, iki yanında yükselen yuvarlak kuleler çevreler. Yaklaşık üç yüzyıl sonra Memlük Sultanı el-Müeyyed Şeyh, kapının yanındaki camisini inşa ettirirken bu kulelerin temellerinden yararlanarak 818-824 Hicri / 1415-1421 yılları arasında iki minare yaptırmıştır.
Kapının adı, Fatımi ordusunun komutanı Cevher es-Sıkıllî ile birlikte Kuzey Afrika’dan Mısır’a gelen ve kapının yakınlarına yerleşen Züveyle kabilesinden gelmektedir. Kapı, ayrıca Bâb el-Mütevellî adıyla da bilinir. Bu adın, geçmişte vergi ve mali işlerden sorumlu görevlinin burada oturarak vergileri toplamasından kaynaklandığı düşünülmektedir.
Kapının önündeki meydan, tarih boyunca törenlere, kutlamalara, ticari faaliyetlere ve önemli tarihî olaylara sahne olmuştur. Bunların en dikkat çekicilerinden biri, Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim’in 923 Hicri / 1517 yılında Memlüklerin son sultanı Tomanbay’ı burada idam ettirmesidir. Bu olay, Mısır’daki Memlük Devleti’nin sona ermesinin simgesi hâline gelmiştir.
Bâb Züveyle’de ilk restorasyon çalışmaları, 1990’lı yıllarda Arap Anıtlarını Koruma Komitesi tarafından gerçekleştirilmiştir. Daha sonra Yüksek Eski Eserler Konseyi ile Mısır’daki Amerikan Araştırma Merkezi’nin iş birliğiyle yürütülen kapsamlı restorasyon projesi sayesinde kapı yeniden eski ihtişamına kavuşmuştur. 1998-2003 yılları arasında beş yıl süren bu çalışmalar, yapının tarihî ve mimari özelliklerinin korunmasına önemli katkı sağlamıştır.
*Sultan İnal Hamamı
Sultan İnal Hamamı, Memlük Sultanı el-Melik el-Eşref Ebû Nasr Seyfeddin İnal tarafından 861 Hicri / 1456 yılında yaptırılmıştır. Memlük döneminde halkın ihtiyaçlarını karşılamak ve sosyal hizmetler sunmak amacıyla inşa edilen yapılardan biridir.
Hamam, geleneksel İslam hamamlarının mimari planına uygun olarak tasarlanmıştır. Girişi, doğrudan iç mekânı göstermeyen kıvrımlı bir koridora açılır. Bu koridor, ziyaretçilerin soyunarak yıkanmaya hazırlandığı soğuk bölüme ulaşır. Burada oturmak için banklar ve kişisel eşyaların saklanabileceği dolaplar bulunur.
Soğuk bölümün ardından, dinlenmek ve içeceklerini tüketmek isteyenlerin kullandığı ılık bölüme geçilir. Son aşamada ise sıcak su havuzunun bulunduğu sıcak bölüme, yani “ılıklık ve sıcaklık düzeninin son noktası olan yıkanma bölümüne” ulaşılır. Hamamdan çıkarken de aynı bölümler ters sırayla geçilir. Böylece vücudun sıcaklık değişimlerine kademeli olarak uyum sağlaması amaçlanır.
Müslüman mimarlar, sıcak havanın dolaşımını korumak amacıyla soğuk ve sıcak bölümlerde basık kubbeler kullanmıştır. Kubbelere yerleştirilen renkli cam açıklıklar ise iç mekânın doğal ışıkla aydınlanmasını sağlar.
Hamamın su ihtiyacı, bir su dolabına bağlı kuyudan karşılanır. Su, dolap yardımıyla hamamın arkasındaki ocak bölümüne taşınır. Burada yakıt olarak çeşitli atıklar kullanılarak büyük bir kazandaki su ısıtılır. Isıtılan su, pişmiş toprak borular ve metal musluklardan oluşan bir sistem aracılığıyla hamamın farklı bölümlerine dağıtılır. Bu düzenek, Memlük döneminde su tesisatı ve ısıtma sistemlerinin ne kadar gelişmiş olduğunu gösteren önemli bir örnektir.
Sultan Kalavun Külliyesi
El-Muiz Caddesi üzerinde bulunan Kalavun Külliyesi, Memlük Sultanı el-Mansur Seyfeddin Kalavun tarafından 683-684 Hicri / 1283-1284 yıllarında yaptırılmıştır. Bahrî Memlük döneminin en güzel mimari eserlerinden biri olan külliye; ibadet için bir cami, eğitim amacıyla bir medrese, türbe olarak kullanılan bir kubbe ve hastane işlevi gören bimaristandan oluşur.
Külliyenin girişleri, gümüş ve altın kullanılarak yapılan süslemeleriyle dikkat çeker. Bitkisel, hayvansal ve geometrik motiflerle bezeli bu ayrıntılı işçilik, yapıyı Kahire’nin en önemli İslamî eserleri arasına taşımıştır.
Özellikle sinir ve ruh hastalıklarının tedavisi amacıyla kurulan bimaristan, dönemin sağlık anlayışını yansıtan önemli bir kurumdur. Günümüzde ise göz ve diş hastalıklarına yönelik hizmet veren bir hastane olarak kullanılmaktadır.
El-Muiz Caddesi'nde Gece Hayatı ve Tarihi Atmosfer
Tarihî Kahire’nin kalbinde yer alan El-Muiz Caddesi, gece saatlerinde bambaşka bir güzelliğe bürünür. Sıcak tonlardaki aydınlatmalarla ışıldayan tarihî yapılar, camiler ve Memlük döneminden kalma medreseler, ziyaretçileri geçmişin büyüleyici atmosferine davet eder. Tarihî dokusuyla öne çıkan cadde, akşam yürüyüşleri yapmak ve etkileyici fotoğraflar çekmek isteyenler için eşsiz bir ortam sunar.
Güneşin batmasıyla birlikte cadde, tarihî yapıların ışıklandırıldığı ve kültürel yaşamın hareketlendiği açık hava müzesine dönüşür. Geleneksel Doğu müzikleri, dinî ezgiler, tanura dansı gösterileri ve geleneksel kukla performansları bu atmosfere renk katar.
Sultan el-Guri Külliyesi gibi tarihî mekânlarda zaman zaman sanatsal ve kültürel etkinlikler, dinî konserler ve tasavvuf müziği gösterileri düzenlenir.
Cadde çevresindeki tarihî çarşılar ve geleneksel dükkânlarda hediyelik eşyalar, antikalar, parfümler, baharatlar ve el yapımı ürünler bulabilirsiniz.
El-Muiz Caddesi ve Çevresindeki Ünlü Kafeler ve Restoranlar
Abu Al-Arabi Kafe: Cadde üzerindeki popüler mekânlardan biri olan bu kafe, geleneksel Mısır atmosferi ve farklı oturma alanlarıyla öne çıkar. Ailelere uygun ortamının yanı sıra çocuklara yönelik eğlenceli gösteriler, akrobasi performansları ve tanura dansı sunumlarıyla da dikkat çeker. Daha sakin bir üst katı ve akşamları vakit geçirmek için kullanılan bir terası da bulunur.
El-Fişavi Kahvesi: Yakındaki Han el-Halili Çarşısı’nda bulunan bu tarihî kahve, geleneksel Mısır kahvehane kültürünü deneyimlemek ve geçmişin izlerini taşıyan bir ortamda dinlenmek isteyenler için ideal duraklardan biridir.
Diğer restoran ve kafeler: Bab el-Futuh yakınlarındaki El-Han Restoranı, ızgara çeşitleri ve geleneksel Doğu mutfağıyla öne çıkar. Cadde boyunca uzanan kafe ve restoranlarda ise naneli çay, sıcak içecekler ve geleneksel Mısır tatlılarının tadını çıkarabilirsiniz.

